100 km 120 km/h Kaç Saat Eder?
Bir Yolculuğun İçinde Kaybolmak
Bir Sabah, Bir Yolda
Kayseri’nin sabahına bir başka biçimde uyanmıştım. Şehir hala uykusundaydı; yalnızca sabahın erken ışıkları, vadilerin arasındaki dağları yavaşça aydınlatıyordu. Ben de, belki bir şekilde, içimdeki karmaşadan kaçmak için yola çıkmaya karar verdim. Her zaman olduğu gibi, düşüncelerim bulandığında bir kaçış yolu arardım.
Yola çıktım, ama bu sefer tek başıma değildim. Yanımda, beni yıllardır dinleyen, ama bir türlü doğru cevabı veremeyen, gözlerimdeki o yaşla dolu yola çıkarak bir soru vardı: “100 km’yi 120 km/h hızla kaç saatte alırım?” O kadar basit, o kadar doğal bir soru ki, bir an düşündüm; hayır, belki de soruya ne gerek vardı? Fakat içimden bir şey, her yolculuk gibi, buna da bir anlam katmam gerektiğini söylüyordu.
Ve aniden, gözlerim hızla akıp giden peyzajı izlerken bu soruyu sormak zorunda kaldım. 100 km’yi 120 km/h hızla almak, aslında düşündüğümüz kadar zor değil. Evet, sadece bir saat! Ama bu tek bir saat bana ne kadar şey anlatır? Bir saat, ruh halini değiştirebilecek kadar derin bir şey mi, yoksa bir anlık bir zaman dilimi mi?
Yolda Kaybolan Zaman
O hızla giderken, yolun kenarında tarlalar, köyler, uzaklarda yükselen dağlar ve minik evler hızla geçiyordu. Ama ben, sanki her şeyin çok yavaş gittiğini hissediyordum. İnanılmaz bir hızla ilerliyorum, ama zihnimdeki karmaşalar yerli yerinde duruyordu. 120 km/h ile gidiyorsam, bu hızda bir saat içinde 100 km’yi geçebilirim, değil mi? Basit bir hesap! Ama içimdeki bu boşluk neden hâlâ dolmuyor? Zaman geçiyor ama içimdeki o eksiklik hissi bir türlü gitmiyor.
Belki de bu hesap, hayatımda birçok kez karşılaştığım gibi, sadece matematiksel bir yanılsamadan ibaret. Yola, o yolculuk anına odaklandığımda hızın hiçbir önemi yoktu. O kadar hızla gidiyordum ki, başımı çevirmeye bile zamanım olmuyordu. Sadece gözlerim, yolda ne kadar hızlı gittiğimi görüyordu, ama içimdeki boşluk bu hızla hızla dolmuyordu. Bir türlü.
Yol boyunca düşündüm; zaman gerçekten sadece bir hesaplama aracı mı? Hızla ilerlemek, kaybolmuş duyguları bir anda geçiştirebilir miydi?
İki Hız, İki Dünya
Bir saatlik yolculuk bittiğinde, yanımda kimse yoktu. Yolda yalnızdım. Belki birilerine “100 km 120 km/h kaç saat eder?” sorusunu sormak, içimde bir anlam bulmak içindi. Gerçekten de bir saat; ama o bir saat, sana tam olarak ne anlatıyordu?
Hayatın ne kadar hızlı geçtiğini düşünmeye başladım. Bir bakıyorsun, yıllar geçmiş, ama bazı şeyler hala taze. İçindeki hisler, başkalarına söylediğin sözler, çok sevdiklerinle geçirdiğin zaman… O hızla geçip giden zamanı düşündüm; zaman, hızla akıp giderken sen de ondan ne kadarını alabiliyorsun? O bir saatin içinde, kaybolan zamanın içinde, bir parça huzur bulabilir miyim?
O kadar hızla geçiyor ki her şey, bir dakika önce düşüncelerim burada, şimdi tamamen kaybolmuş. Ama bir şeyler var ki, asıl hızın olmadığı, sakinliğin içinde hissedilebilen zaman dilimleri. Bir an, her şeyin durduğu anlar… Belki de soruya cevap ararken, hızın içinde bu sessizliği bulmaya çalışıyordum.
Duyguların Hızı
100 km 120 km/h ile gitmek, aslında doğru bir şekilde hızla ulaşmak demekti. Ama içindeki duyguları hızlıca geçiştirmek, onlara doğru bir biçimde yönelmek, hayatı anlamak, hızla çözmek gibi şeyler biraz daha karmaşık. Hızlıca geçen o saat, bana neyi öğretiyordu? Zamanı hızla geçirmenin, yaşanmışlıkları unutturmanın hiçbir anlamı yoktu.
Bir yolda kaybolduğunda ya da bir süre yol aldığında, bazen hız, ne kadar çok olduğundan daha az anlam taşır. Zaman, ne kadar hızlı geçtiğinin ötesinde, neyi yaşadığını anlamakla ilgili. O an, kendimi yolda kaybolmuş gibi hissettim, ama asıl kaybolan şey, zamanın hızla geçmesiydi.
Bir saat; evet, sadece bir saat, ama içine bir dünya sığar. Hızla geçip giden o bir saatlik zaman diliminde, ne kadar çok şey kayboluyor, ne kadar çok şey öğreniyorsun. Bunu fark ettiğimde, hızla geçmekte olan saatlerin içinde, duygularımın gerçek hızını fark ettim.
Sonuç
Yolculuğun sonunda, 100 km’yi 120 km/h hızla sadece bir saatte geçmiştim. Ama zamanın içindeki gerçek yolculuk, hızın ötesindeydi. Hayat bazen hızla geçiyor, ama içindeki duyguları yakalamak, zamanın hızlı aktığı bir dünyada gerçekten değerli olanı bulmak, belki de en önemli şey.